En kısa tanımıyla Hologram, üç boyutlu görüntü kaydetme yöntemidir. Bilindiği gibi fotoğraf genişlik ve yükseklik olmak üzere iki boyutlu bir tekniktir. Derinlik yoktur ve tüm varlıklar aynı düzlemde yer alırlar. Hologram'ın fotoğraftan en büyük farkı, hologram zeminine varlıkların görüntüsünün değil, üç boyutlu görüntünün elde edilmesi için gerekli bilgilerin kayıt edilmiş olmasıdır. Holografik bir görüntünün çevresinde dolanarak veya bakış açımızı değiştirerek sanki varlığın çevresinde dönüyormuş gibi, onu çeşitli açılardan görebiliriz. Böylece iki boyutluluk sınırı aşılmış ve en, boy ve derinlik kavramı da kaydedilen resimde yer almıştır. Yani resmin her yanı uzaklık farkı olmaksızın nettir.
Hologram terimi ilk olarak 6O'lı yıllarda dünya bilim terminolojisine girmeye başladı, 1980'lerde ise çeşitli alanlardaki kullanımı arttı ve ilgi alanı genişledi. En önemli özelliği yansıttığı varlığın görüntüsünü tümel, eksiksiz olarak verebilmesidir. Hologramın her noktasına varlığın her tarafından ışık dalgaları gelmekte ve kesiştikleri boşlukta görüntü oluşmaktadır. Kaynak varlığın bilgisidir ve holografik görüntü bölünse ya da parçalansa bile, her parça bütünün bilgisini içinde taşıdığından, netliği azalsa da bütünün tam görüntüsünü verir.
İşte bu özellik fizik çevrenin de holografik yapıda olduğu düşüncesine yol açtı. Nasıl insanın tek saç teli bile o insanın DNA şemasını çıkarmamızı sağlıyorsa, evrenin tek bir parçası da tüm evren hakkında bilgi verebilir. Bu bağlamda insan beyninin de holografik olduğu düşünülmektedir. Beynin bazı bölgelerinin işlevleri biliniyorsa da bir belleğin nerede olduğu bilinmemekte ve olası tüm holografik yapının türevi olabileceği sanılmaktadır.
Holografik okumanın temeli de budur. Bir metnin açkı sözcükleri bulunduğunda o noktadan tüm yazının anlamına ulaşılabilir. Sözcükler nesnel anlam yüklü olmalarına karşın kullanıldıkları yazı bütünü içinde o yazının tümel anlamından öznellikler yüklenirler. Örneğin çığlık sözcüğü cinayet anlatan bir yazıda korku öğesi yüklü iken iki sevgilinin ansızın karşılaşmasındaki çığlık mut yüklüdür. Bir başka deyişle sözcükler içinde oldukları yazı bağlamında öznellik kazanırlar. İşte bu bağlam holografik yapının kendisidir ve sözcükler hologramın tümü hakkında bilgi yüklüdürler. Okumakta olduğumuz bir yazının tüm açkı sözcükleri o yazının tümü hakkında bilgi yüklüdürler. Eğer sözcüklerin öznel anlam yüklerini göz önüne alarak okursak, tümel ile ilişkilendirebilirsek hem bilgi zincirini daha iyi kavrarız hem de öğrenme hızımız ve oranımız artar.
Holografik Okuma adlı kitap okuyucuya tek seçenek öneren bir kitap değildir. Ayrıca tüm yazılar özdeş yöntemle okunacak diye bağlayıcı bir kural da yoktur. Holografik okuma, yaptığımız uygulamalardan yalnızca biridir ve tümel algılamaya yöneliktir. Hızlı okumanın temeli bir kerede elden geldiğince çok sayıda sözcüğü algılamaktır (okumak değil). Çünkü ilk anda okuma, bir görme duyumudur. Bu duyumu algıya çevirmeden izleyen uyarıyı okumaya geçildiğinde ilk uyarı yalnızca duyusal bellekte kalacağından anında unutulmaya tutsaktır. Bu bakımdan holografik okuma tümel bir algılama yöntemidir ve %100 anlamanın açkısı olarak belirmektedir.
Mehmet Şahan