Makaleler


OKUMA NEDİR ?


İçinde yaşadığımız gerçeklik ya da dünya çok boyutlu bir uzay alanıdır. İnsan bu alanda, değişik durumlarda değişik öznel boyutlar yaşar. Kör bir insanın dünyasında görme ve görmeye bağlı olarak var olduğunu varsaydığımız en - boy - derinlik boyutları eksiktir. Belki el-kol hareketleriyle belli oranda  “bir şeyler” duyumsar ama gerçek anlamda algılayamaz. Ya da sağır bir insandaki sessizlik boyutu.

Dar anlamda baktığımızda evrende beş organımızın sağladığı beş duyu boyutu vardır. Olmadıklarını ya da örneğin yalnızca dokunma boyutunda yaşadığımızı varsayalım. Üzerinde durmadığımız, önemsemediğimiz dokunma duyumu birden tüm bakış açımızı oluşturacaktır. Dokunduğumuz nesnelerden, tümü dokunma duyusu da olsa ne denli farklı duyumlar aldığımızı duyumsayacağız. Bir camın nasılda pürüzsüz ya da evdeki kedimizin tüylerinin nasıl yumuşak olduğunu anlayacağız ve dokunma duyumuz tüm yaşamımızı anlamlandıracaktır. Farklı yüzeyler farklı uyarım verecek ve derimiz dünyayı algılamada tek açkımız olacaktır.
Ancak yalnızca dokunma duyusuyla evreni tanımak olanaksızdır Hiç dokunmadan algıladığımız ya da algıladığımız halde hiç dokunamayacağımız uyaranlarla çevrilidir yaşamımız. Bir başka yönden, yalnızca işitme duyusuyla yaşadığımızı varsayalım. Ses boyutumuz birden derinleşecek, duyup ta göz ardı ettiğimiz, önemsemediğimiz birçok ses içinde yaşadığımızı ve bunların ne denli güzel ya da ürkütücü olduğunu fark edeceğiz.

Örnekler öteki üç boyut için de çoğaltılabilir. İnsan beş duyu ile yaşar ve onlarla algılar. Her duyu farklı olanaklar verir. Örneğin en-boy-derinlik görme duyumuzun verdiği eşsiz ve görkemli bir olanaktır. Bunların dışında bir organa bağlı olmadan bilincine vardığımız yaşantılarımız vardır. Onları yaşadığımızı bir organa bağlı kalmadan biliriz.  Göremeyiz, dokunamayız ama tüm insanların da onları bizim gibi yaşadıklarını duyumsarız. Örneğin zaman kavramını gösterecek, duyumsatacak hiçbir organımız  yoktur ama zamanı yaşarız. Nesnel ya da öznel değişimlerin art arda gelmesinden ve onları bir sıraya koymamızdan zaman dediğimiz yaşanılır algıya ulaşırız, var olduğunu saptarız. Evreni boyutlandırmamız duyu organlarımızın ve beynin eş güdümlü, eş zamanlı çalışmaları sonucu oluşan bilişim süreci dolayısıyla olanaklıdır. Bilişim insanın düşünme, uslamlama, anımsama, olaylar arasında neden-sonuç ve izler ilişki kurma, karşılaştırma, yargılama değerlendirme gibi zihinsel etkinliklerdir. İnsana kimliğini veren ve yalnızca ona özgü olan bu bilişim özelliğidir. Bundan dolayı insan evreni keşfe çalışıyor, verilerden çıkarımlar yapıyor, yaşamını bilinçlilik temeline oturtuyor. Kendini tanıyan, ne yaptığını bilen, ekinsel ya da maddi değer üreten, geçmişten ders alıp geleceğe ilişkin ön görülerde bulunan doğal gerçekliği işleyip ona çeki düzen veren tek canlıdır insan. Bir başka görüş açısıyla doğayı şimdiye değin çoktan tüketmiş olması  gerekirken  onu  yeniden  üretip  geleceğe  taşıyan  odur. Ama kendi türüne soykırım yapan da odur. İnsan ürettiklerini geleceğe taşır, geçmişi yeni zamanlarda yeni bakış açılarıyla yeniden yorumlar ve bu birikimle gelecek tasarımı yapar. Tüm bu sözünüm ettiğimiz uğraşları saptama, kullanma, yaşama  geçirme,  geleceğe  taşımanın  en  önemli  yolu  yazma  ve okumadır.


Okuma - Yazma

Düşünme ve düşün ürününü sözel ya da yazılı dil ile ifade etme, aktarma insanın tüm seçkin özellikleri içinde belki de ona kimliğini veren birinci niteliktir.
Bu süreçte sözellik ilk ve temel aşamadır. İkincisi, intellektüel boyut ise okuma yazmadır. Yalnızca sözel sınırlar içinde kalan insanın ekin üretimi son derece kısıtlıdır. Sözel ekin ürünleri ne denli kuşaktan kuşağa aktarılsa da bir noktadan sonra unutulmaya, değişime uğrayıp farklı biçimlere girmeye tutsaktır. Okuma 3. milenyum insanının var oluş biçimlerinden biridir. Nitelikli yaşamanın, yaşamı yeniden üretmenin olmazsa olmaz koşuludur. Okumayan ya da okuyamayan birey ya da toplumlar maddi ya da ekinsel üretim sürecinden, gelişmeden, ilerlemeden yoksun kalacaklardır. Çünkü okuma, bilgilenme, kendini aşma ancak kendini ve yaşamı üretme, yeniden üretme milenyumun koşulsuz gerekimidir. Sözel ve görsel iletim araçları hiçbir zaman okumanın verdiği edinimi sağlayamazlar, bilgi aktaramazlar. Bilgi toplumlarında okuma yaşamın temel ilkesidir Okuma derken yalnızca kitaptan söz etmiyoruz. Kitap, CD ya da elektronik ağlardan bilgi edinme, aktarma ancak onları okumakla olanaklıdır. Bir başka deyişle görsel iletim araçları sonuçta okunmaya bağımlıdırlar.

Nedir okuma? Okuma ve yazı harflerle başlar. Harf insanın çıkarabildiği doğal seslerin simgesel imlerle ifadesidir. Bir başka deyişle her harf bir sese karşılıktır. Bu seslerin yan yana gelmesiyle hece ve sözcükler oluşur ve anlam yüklüdürler. Nasıl her harf bir sese karşılıksa, her sözcük de bir nesne, bir eylem, bir oluşuma karşılıktır. Sözcüklerin de anlamlı biçimde bir araya gelmesi tümceyi oluşturur. Sözcük tek bir nesne, eylem ve oluşuma karşılık iken, tümce anlamlar kümesine karşılık olabilir. Örneğin “kırılma” sözcüğü tek ve edilgin anlam yüklü iken  “Cam kırıldı.” tümcesi hem cam hem kırılma hem de kırılanın cam olduğu anlamlarını ifade eder. Tek sözcüklü tümceler de vardır. Ama gerçekte özne, yükleme bir “son ekle” eklenmiştir. Örneğin “Yaptım.” Sözcüğü, sondaki “m” geçmiş zaman ekiyle “ben” öznesini yüklenmiştir. Tümce tek tek sözcüklerin bir araya gelmesiyle oluşmuştur ama tümce, o sözcüklerin toplamından çok daha arklı bir oluşumdur.

Yavaş Okuma

Okula yeni başlayan bir çocuk okumaya doğal sesleri öğrenmekle başlar. Ünlüler doğrudan, ünsüzler ise ardına “e” konarak okunur. Örneğin B’ doğal ünsüzü E ünlüsüyle birlikte BE diye, S’ doğal ünsüzü de SE diye okunur. İlk okumada doğal sesleri gırtlakla öğrenen, yineleyen çocuk izleyen süreçte okumaya da gırtlakla başlar. Bu zorunlu bir süreçtir.  En azından bu günkü eğitim yöntemlerinde henüz doğrudan göz okumasına geçiş yoktur. Çünkü çocuk, sesleri öğrenecek, yineleyecek, anlamlandıracak ve işlevselleştirecektir. Bunun için de önce yüksek sesle okuyacak, okuduğunu ifade edecektir. Kuşkusuz bu süreç, ardından gırtlak okumasını ve alışkanlığını getirmekte ve bilişsel dizge de buna uyum sağlamaktadır. Ancak bu tür bir okuma çok yavaştır ve yüksek sesle okuma da konuşmaya denk hızdadır. Usta bir haber okuyucusu saatta 7-8 bin sözcük dolayında okuyabilir. Sıradan bir insan ortalama 6 binde kalır. Eğer anlamak, iyice öğrenmek zorunda olduğu bir metin okuyor ve geriye dönüşler, yinelemeler yapıyorsa hız çok düşer. Anlayarak okumaya çalışan bir okuyucu her sözcükte bir duruş yaparak okur. İlkin soluğunu tutar, harfleri küme olarak görür, heceleri fark eder ancak tüm sözcük olarak beyne gönderir. Duyum işlenip anlamlandırılıp algılandıktan sonra izleyen sözcüğe geçilir ve bu işlem yaklaşık bir saniye sürer. Bunun anlamı dakikada 60, saatta 3600 sözcük okuma demektir ve çok yavaş bir okumadır.

Yukarıda, okumanın simgesel imlerle gerçekleştiğini belirtmiştik. Okuma, bu imleri seslendirerek kavrama ya da görme yoluyla anlamlandırmadır. Seslendirme sözcüğü yalnızca yüksek sesle okuma değildir. Doğrudan gırtlak okumalarına sesli okuma diyoruz. Sözcüğü gördüğümüz anda duyumu gırtlakta seslendirip yineliyoruz. Bir başka deyişle içten sesli okuyarak, gördüğümüz im kümesini beyne gönderip aldığımız yanıtla anlam yüklüyoruz. İşte okumayı yavaşlatan temel neden budur. Bir başka yavaşlatıcı etmen de okuyucunun sözcük dağarcığının dar oluşudur. Tanımadığı bir sözcükle karşılaşan beyin sözcüğü önce görsel bellekte araştırır. Bulamazsa işitsel belleğe yönelir. Bu da zaman alan bir süreçtir. Korteksin saatta otuz bin sözcük işleme olanağı vardır. Yavaş okuyan bir insanın hızının 5000 sözcük / saat olduğu düşünülürse beynin artan 25 bin sözcüklük sıygası atıl duruma düşecektir. İşte tam burada beyin sıkıntıya düşmekte ve hayal kurmaktadır. Dikkat edilirse yavaş okuyan insanın gözü dalar ve okuduğu şeyden uzaklaşır. Artık okuma kopmuştur.
Okumayı klasik sınıflandırmaların dışında sözcükleri görüş biçimimize göre üç türe ayırabiliriz:

1- Tekil okuma.
2- Tikel okuma.
3- Tümel okuma.
Tekil okuma yavaş okuma yöntemidir. Sözcükleri dahası bağlaçları bile teker teker okumadır. Çok zaman yitirilir.
Tikel okuma iki ya da daha çok sözcük öbeğini birlikte okuyabilmedir. Hızlı okuma bu tür okumadır.
Tümel okuma bir anlam birliği oluşturan sözcükleri birlikte okumadır. Çok hızlı okuma bu yöntemdir.

Mehmet  Şahan


Geri
ANASAYFA | ÖLÇME DEĞERLENDİRME | YÖNTEM VE PROGRAM | MAKALELER | HAKKIMIZDA | İLETİŞİM

Copyright © 2008 Hızlı Okuma Merkezi - Tüm hakkı saklıdır. Site içerisinde yer alan yazınsal ve görsel hiçbir içerik izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

Hızlı Okuma Merkezi
Tel : 0505 41 0 41 51

e-mail: hizliokumamerkezi@gmail.com | ileti@hizli-okuma.com

Tasarım : Aykut Önen

Toplam Ziyaretçi Sayısı